|
|
 |
 |
 |
 |
Değerlendirme
|
|
|
Şeytan'ın Adem (a.s.)'a secde etmemesiyle birlikte bir mücadele başlamıştır. Bu mücadele de, Allah yolunu seçen Hakk yolcularıyla, Şeytan yolunu seçen batıl sâlik-leri arasında asırlar boyu sürüp gelmiş ve de sürüp gidecektir. Tahrip grafiğinin yan çizgileri ise, yakından veya uzaktan; doğrudan veya dolaylı olarak bu mücadeleyle ilgilidir.
Şurası üzücü ve fakat gerçektir ki, grafiğin batıl cephesini teşkil eden sınıf, genellikle mütagallibe olmuştur. Karşı cephe ise devamlı olarak büyük veya küçük çapta mücadele vermiş, Hakk'ı galib kılmaya çalışmıştır. Müteğallibe sınıf, iktidarı elinde bulundurduğu için, maddî varlığa yani paraya hakim olmuş ve bu yeni silahla karşı sınıfı ya ezmiş veya asimile etmiştir. Bu iki cephenin böyle gelişen mücadelesi, finans itibariyle Kapitalizmi doğurmuştur -Sosyalizm veya Komünizmi de pür madde ile ilgili olduklarından, Kapitalizmin, diğer deyişle Materyalizmin başka varyantlarından ibarettir-. Karşı cephede ise, madde (para veya onun köleleri) ikinci plâna atılarak maneviyyât birinci plâna alınmıştır. Bu cephede gaye, Allah'ın istediği gibi yaşamayı te'mindir. İnsana taalluk eden her şey bunun için birer vasıtadır. İnsanoğlu, umumen iki esas şeye maliktir. Bu mülkiyet madde ile ilgili olduğundan insanın tasarrafu altındadır. Bunlardan biri can (nefis), diğeri ise mal-dır.Her insan fiziki itibariyle, vücudu yani canı üzerinde tasarruf sahibidir. Onu istediği gibi kullanır. İsterse meyhanede onu alkole boğarak öldürür, isterse onu Allah'a feda ederek yok eder, şehid olur. Kaçınılmaz olanı şudur ki, bu can denen şeyin -istemesek de- son durağı ölümdür. Can denen nesne yaratılalı beri, insanoğlunun kâh aklına, kâh duygularına hizmet etmiştir. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, insan, kendi canına sahiptir, onu dilediği gibi kullanır.
İnsanın tasarrufu altında olan ikinci şeyi ise malıdır, dedik. Bunun içine çoluk-çocuktan, tarlaya kadar olan her şey girer. Bunlardan da dilediğini yapma ihtiyarına sahiptir. Bunun dışında da başka birşeyi yok-tur.böyle olduğu için, Allah, insanın bu iki değeri ile mücadelesini istemektedir: Canıyla ve malıyla Allah'ın hükmünü ikâme etmeğe davet edilmektedir. Allah, şöyle buyuruyor: Şüphesiz ki Allah hak yolunda (savaşarak düşmanları) öldürmekte, kendileri de öldürülmekte olan müminlerin canlarını ve mallarını -kendilerine cennet vermek mukabilinde satın almıştır.» (Tevbe suresi.] O halde, görünüşte sahib olduğu muziki şey, can ve mal, sadece Allah yolunda savaşmak için, mücadele için, yine Allah tarafından verilmiştir. Bu mücadele cephelerinden birinin liderliğini Peygamberler veya onların izinde olanlar, diğerinin ise tâğutlar yapmıştır. Bu mücadelede, Allah yolcularının ücreti, şehadet mukabili cennet; tağut hempalarının acreti ise, makamlara gelmek için Allah'la mücadele, dünya sefahati ve para veya para aletlerine mukabil dünya refahı ve sonunda Cehennem...
Tağut yolu, madde ve para olduğundan, bu yolda gidenler bunlara sahip olmak isterler. Belli bir sınıfı müreffeh yaşatmak için bütün insanlığı kurban etmekten çekinmezler bu tağut izleyicileri! Bunun en bariz misâli, tarih öncesinden bugüne, Peygamberlerin ve insanlığın düşmanı olan, saadetlerini insan kanıyla yoğuran Yahudilerdir.
Allah'ın hükmünü ikâme eden en son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) dir. On beş asırdan beri de onun yolunda -bazan yok denecek kadar az bile olsa- gidenler, Tağut'la veya onun izinde olanlarla mücadele halindedirler. Bidayetten beri bu dava -ki buna İslâm diyoruz-Yahudiler olsun Hıristiyanlar olsun, kıyasıya mücadele etmişlerdir. Haçlı seferleriyle devam eden bu tağut ideolojisi, günümüzde Lübnan Afganistan katliamı ile sergilenmektedir. Hakk'la mücadele, her zaman silâhla olmamıştır. Silâh imkânı bulamayınca, fitne-fesad yolunu seçmişlerdir. Bu son metodu uygulayanlar ise, misyoner-casuslardır. Bu küçük çalışmamızda, bunlardan biri olan misyoner faaliyetlerinden söz ettik. Aslında binlerce olan bu müfsidlerin sadece bir kaçından bahsettik.
Bizzat kendi ifadelerinden anlaşıldığı gibi, esas gayeleri, İslâm'ı ortadan kaldırarak, İslâm alemini sömürge haline getirmektir. Bunu için onlar yönünden her vasıta meşrudur. Artık şunu görmezlikten gelmiyelim ki, İslâm dünyasının bugünkü feci durumu, bu fesâd yuvalarının faaliyetleri sayesinde olmuştur. Reagan Londra'da bir Haçlı Seferi ilân etti ve Lübnan gitti. Herbiri bir diğerinin düşmanı olan İslâm dünyasının her köşesinde muhtedi kılıklı müfsid misyonerlerin olmadığını kim garantiler?
İçimizde bir sürü Abdullah, İbrahim, Ali'ler, Safiy-ye'ler, Asiye'ler, vardır ki, esas isimleri Christian, John, Margarette, Reagan, Paul, Elisabeth'tir... Bizzat yaşadığımız şu hadise, oldukça manidardır: 4 mayıs 1985 günü Bayburt'a, bir konferans için gitmiştim. Bir ara caddede bana birisini tanıştırıp, «Hocam bu Almandır, Müslüman olmuş; adı Ala-addin!» dediler. Ben de o zaman yanımdakilere -belki bu konuda fazla hassas oluşumdandır- bunlara çok dikkat edin; bunların çoğu Batı emperyalizminin misyoner casuslarıdırlar» demiştim de, arkadaşlar beni yadırgamışlardı. Olaydan iki ay sonra elime gecen bir mecmuada (Avrupa'da Hicret, l mayıs 1985, Köln-Batı Almanya), Bayburt'ta tanıştığım Alaaddin hakkında şu dehşet verici haberi okuyorum:
«Almanca, İngilizce, Türkçe ve Kürtçe'yi iyi bilmektedir. Devamlı sarık ve cübbeyle dolaşmaktadır. Video'dan öğrendiği zikr metoduyla zikr öğretiyorum diyerek Müslüman teşkilatlara girmektedir. Muskacılık yaptığı da bilinmektedir» Ludwigshafen, Mannheim, Baden-Württemberg eyaleti, Tübingen,Reutlingen, Nagold veHeidenheim'da Müslüman teşkilatlara bir buçuk yıldan beri girip çıkmıştır. En son Brucksal teşkilatında devamlı Müslüman gençlerle ilgilenmek istemesi ve cemiyetin içinde kal mak için ısrar etmesi ve bazı hareketleriyle, hakkında mevcut şüpheleri arttırmış ve sıkıştırıldığında «Ajan» olduğunu ve bir buçuk yıldır abdestsiz namaz kıldığını da itiraf etmiştir. Polise teslim edildiğinde polis babasıyla telefonda görüşmüş, daha önce öldü dediği babasının hayatta olduğu da ortaya çıkmıştır. Reutlingen ve Brucksal teşkilatlarında kendisine verilen iki odada yapılan araştırmada çok sayıda seks mecmuaları, seks hapları, gaz tabancası v.s. ele geçirilmiştir.
Reutlingen'de kumar oynarken kıyafetiyle dikatti çekince «Sen kimsin?» sorusuna «Ben Fatih Camii İmamı Yaşar'ım» demiştir.
Hangi teşkilata gelirse içeri alınmasın» Allah'ın emrine uyarak bunları kedimize hakim kabul etmiyelim. Allah'ın bütün insanlığa olan şu emirleriyle bitirelim: «Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir» (Mâide suresi, 44). «Ey imân edenler, Yahudileri de, Nasranîleri de kendinize yâr (ve üstünüze hâkim) edinmeyin. Onlar (ancak) birbirlerinin yaranıdırlar. İçinizden kim onları dost (ve hâkim) edinirse o da onlardandır. Şüphesiz Allah o zâlimler güruhuna muvaffakiyet vermez» (Mâide sûresi, 51).
|
|
|
|


|
|
|
|
Yukarıda resmi görülen 1963 doğumlu olman Dirk Heinrich Weschke (Ala-addin EL-SERİF) adıyla Müslüman teşkilatlara sızmaya çalışmaktadır.
|
|
|
 |